insan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Ahmet KANKAL' ın Mezuniyet Töreni İle İlgili Yazısı

                             İLK MEZUNLARIMIZI UĞURLARKEN

       2012 yılından bu yana Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi olarak görev yapmaktayım. 2013 yılı Mart ayından itibaren de aynı fakültenin dekanlığını deruhde etmekteyim. Dün (14 Temmuz 2016), fakültemizin ilk mezunlarını uğurladık. Mezuniyet törenimiz üniversitemizin Çubuk Yerleşkesinde saat 16:00’dan itibaren icra olunmaya başladı. Törenimize Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, Çubuk Kaymakamı Cemal Şahin, Pursaklar Kaymakamı İhsan Kara, Çubuk Belediye Başkanı Dr. Tuncay ACEHAN, Rektör Yardımcımız ve Hukuk Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. M. Fatih UŞAN, Rektör Yardımcımız Musa Kazım ARICAN, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. Veli ÇELİK, İşletme Fakültesi Dekanımız Tuncer ASUNAKUTLU, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür V. Yrd. Doç. Dr. M. Ali KILAY ARAZ, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürümüz Prof. Dr. Aytünç ATEŞ, Üniversitemiz Genel Sekreteri Suat Cihangir, Çubuk Belediye Başkan Yardımcısı Zeki METİN, Pursaklar Belediye Başkan Yardımcıları Osman KAYAER ve Ercan DOĞAN, Felsefe Bölümü Başkanımız Prof. Dr. Musa Kazım ARICAN, Psikoloji Bölümü Başkanımız Prof. Dr. Cem Şafak ÇUKUR, Sosyoloji Bölümü Başkanımız Prof. Dr. Mustafa ORÇAN, Tarih Bölümü Başkanımız H. Mustafa ERAVCI, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanımız Prof. Dr. Ertuğrul YAMAN, Fakültemizin önceki Dekan Yardımcılarından Adem UZUN, Bölümlerimizin öğretim üye ve elemanları, Fakülte Sekreterimiz Adnan KARA ve fakültemiz idari personelinden Ayşegül YİĞİTER, İdris Burak CAZOĞLU, Kürşat YILMAZ, Mehmet KARAYAĞIZ, ve Erdinç OK, Siyasal Bilgiler Fakültesi Sekreteri Mustafa BÜLBÜL, İslami İlimler Fakültesi Sekreteri Memiş OKUYUCU, Hukuk Fakültesi Sekreteri Mehmet ŞAHBALI, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Sekreteri Hacı Osman MÜLAYİM, Sağlık Hİzmetleri Meslek Yüksekokulu Sekreteri Osman ŞAHBUDAK, SKS Daire Başkanımız Sadullah ÇİFTÇİ ve Şube Müdürü Hasan DEMİREL, üniversitemizin idari birimlerinde görev yapan personelimiz, mezun durumdaki öğrencilerimizin aileleri ve öğrencilerimiz ile diğer görevli ve konuklar katıldı. Sağolsunlar, bu mutlu günümüzde bizleri yalnız bırakmadılar ve sevincimize ortak oldular. Güvenlik Şubeden Bekir ÇİÇEK başta olmak üzere güvenlik görevlilerimiz asayişi sağlarken Üniversitemizin Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Arif DEMİR, öğretim üyesi Doç. Dr. Cenk GÜRAY, öğretim elemanları ve öğrencileri de icra ettikleri parça ve müziklerle coşkumuzu ve memnuniyetimizi artırdılar. Öğrenci ailelerine, öğrencilerimize ve diğer katılımcılara pilav üstü döner, ayran ve su ikramında bulunan aşçı ve garsonlarımız da hayatımızı devam ettirebilmemiz için gerekli yeme-içme faaliyetimize destek oldular. Hizmetlilerimiz ise güzel ve temiz bir çevre için sıcak demeden çaba gösterdiler. Fotoğrafçılarımız da o anı kayda alıp belgelendirdiler.
     Öncelikle bu toprakların vatan olmasını ve vatan olarak kalmasını sağlayan aziz şehitlerimiz ile üniversitemize ismini veren Yıldırım Bayezid Han’ın aziz hatıraları karşısında saygı duruşu yaptık, onları rahmet ve minnetle yâd ettik, yaralı gazilerimize de acil şifalar diledik. İstiklal Marşımızı okuduktan sonra mezuniyet törenine geçtik.
Tören boyunca sunumları Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 3. Sınıf öğrencilerimiz Nida Nur KARABÜK ile Onur KASAPĞİL yaptılar.
Şairin;
“Bugün benim efkârım var, zarım var.
Değme felek değme değme telime benim” dediği gibi, bir yandan öğrencilerimizden ayrılacak olmanın hüznünü, diğer yandan da ilk mezunlarımızı veriyor olmanın gururunu birlikte yaşadık.
      Öğrenci temsilcilerimiz Zeynep Rümeysa Serbest ve Yağmur Turan’ın öğrencilerimiz adına yaptıkları konuşmalardan sonra sıra benim selamlama konuşmama geldi.
Selamlama konuşmamın kurgusu öğrencilerimizle dört yıllık birlikteliğimiz esnasındaki gözlemlerim üzerineydi. Her biri memleketimizin bir köşesinden gelmişti. Ardahan, Artvin, Trabzon, Erzurum, Erzincan, Bingöl, Siirt, Batman, Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep, Hatay, Adana, Antalya, İzmir, Manisa, Bursa, Çanakkale, İstanbul, Kocaeli, Kastamonu, Sinop, Samsun, Giresun, Sivas, Tokat, Çorum, Çankırı, Yozgat, Kayseri, Nevşehir, Konya, Eskişehir, Bolu gibi Türkiye’mizin 81 vilayetine mensuptular neredeyse. Adları Ayşe, Fatma, Kübra, Merve, Büşra, Sibel, Selin, Zeynep, Yağmur, Ceren, Mine, Gürcü, , Seda, Sevda, Sevinç, Suna, Gözde, İbrahim, Mehmet, Ahmet, Sadık, Ömer, Öner, İsmail, Uğur, Emre, İsa, İhsan, Burak, Hasan, Hüseyin, Osman, İlker idi. Burada isimlerini zikrettiğimiz ya da edemediğimiz öğrencilerimizin adları ne olursa olsun hepsini insan olarak gördük. Memleketlerine, isimlerine, cinsiyetlerine, fikirlerine, fiziki görünümlerini dikkate alarak muamelede bulunmadık.
        Üniversitemize gelirken öğrencilerimizin ve kıymetli ailelerinin her birinin hikâyesi, bir hayali vardı. Birlikte olduğumuz süre boyunca hikâyeleri arttı, hayalleri genişledi. Dört yıl önce üniversitemize ve fakültemize geldiklerinde yaşları küçük; hedefleri, heyecanları ve endişeleri büyüktü. Hedefleri büyüktü, zira Ankara’da, Türkiye’nin başkentinde olacaklarından burasının sağladığı imkânları kullanmayı ve lehlerine çevirmeyi düşünüyordular. Heyecanlıydılar, çünkü liseli kız ve liseli erkek söylemlerinden kurtulacak, yetişkin bir birey olarak görülecek ve seçimlerde oy kullanabilecektiler. Bu durum onları ziyadesiyle heyecanlandırmaktaydı. Endişeliydiler, zira yeni kurulmuş bir üniversite, dağınık binalar, binalardaki donanım eksiklikleri-kütüphane-sosyal alan kısıtlılığı, Etlik-Ulus-Çankaya üçgenindeki ulaşım konusu, KYK öğrenci yurtlarına olan uzaklık, değişik üniversitelerden çoğu ilk defa bir araya gelmiş öğretim elemanlarının mevcudiyeti gibi hususlar onların zihnini bir hayli kurcalamaktaydı. Üzerlerinde geldikleri yeni yerin yabancılığı vardı. Hatta bazıları geldikleri lise binasının daha iyi, imkânlarının daha fazla olduğunu düşündüler ve söylediler. Önce tanış olduk, sonra hep birlikte işi kolay kılmaya çalıştık. Kendilerini ilk başta misafir gibi hissettikleri alanlar ve özellikle de sınıflar, zamanla onları mutlu eden ve kendilerini güçlü hissetmelerini sağlayan mekânlar oldu. Biz hocaları onlara dört yıl boyunca misafir olduk. Onlardan sonra dersliklere girdik ve onlardan önce ayrıldık. Bizleri karşılayan da uğurlayan da onlardı. Ama kadere bakın ki, ta başta onları karşılayan da, dün uğurlayan da bizdik. Dolayısıyla ev sahibi kim, misafir kim? karışık konular bunlar. Konanın göçtüğü, gelenin geçtiği, eğleneni ve kalanının olmadığı bir dünyada yaşadık, yaşıyoruz. Bugün onlar yetişkin kimseler ve artık büyükler, lakin hâlâ hedeflerinde, heyecanlarında ve endişelerinde ne bir eksilme ne de küçülme var.
      Mezun duruma geldiklerinde ve tam da yol bitti dediklerinde Beydaba’nın hikâyelerinde olduğu gibi yolun yeniden başladığını gördüler, son gibi görünen yerin kısa süreliğine dinlenecekleri bir durak olduğunu fark ettiler. Sonraki sürecin daha çetin olduğunu anladılar. Kısa yoldan bir iş bulsam çalışsam mı, bu arada evlensem mi, çok yoruldum dinlensem mi, yoksa akademik kariyer mi yapsam şeklindeki sorular son bir yıldır zihinlerini meşgul ve onları rahatsız etmeye başladı. Bugün onlar için başka bir zorluk da şu ki, şimdiye kadar öğrenciydiler ve anne-babalarından harçlık isterken, hatta harçlıklarının artırılması hususunda onlarla toplu sözleşmeye otururken elleri çok güçlüydü. Bitirdiklerinde daha güçlü olacaklarını düşünüyordular, ancak şu an o kadar zayıf durumdalar ki, içlerinde keşke öğrencilik hiç bitmeseydi diyenleri var. Korkmasınlar, aileleri her daim onlarla beraberdiler ve bundan sonra da yanlarında olacaklar, zira onlar kendilerinin aileleri, onların son sığınak yeri. Bütün mahlûkat içerisinde yuvadan ayrıldıktan sonra çocuklarını tekrar kabul edenlerin insan olduğu söylenir.
    Aileleri ve bizler onların bedenen-aklen ve ruhen sağlıklı olmalarını, kültürlü ve becerikli olmalarını, ahlaklı-adil ve vefalı olmalarını, mutlu ve rahat bir hayat yaşamalarını, ailelerine-vatanımıza ve milletimize faydalı birileri olmalarını istedik. Kısa süreliğine kendilerini mutlu hissetmelerini sağlayacak yanlış işlerden kaçınmalarını, bir müddet kendilerine rahatsızlık verse de doğru şeyler yapmalarını öğütledik, bunun için çabaladık durduk. Bu konuda onlara olan güvenimiz tamdır.
     Onlara Ankara’ daki diğer üniversitelerin öğrencilerine sağladığı sosyal mekânları belki sunamadık, ancak onlarda bulunmayan huzur ortamı da bizim üniversitemizde mevcuttu. Binaların, mekânların, ortamların onlarla şenlendiğini ve değerlendiğini düşündük, her ne yaptıysak onlar için ve onlarla yaptık. Onlarla birlikte bizler de büyüdük, onlardan çok şey öğrendik. Bazen bir filme ya da tiyatroya birlikte gittik, il içi ya da il dışı gezilere beraber çıktık, piknik yaptık, yağmurda ıslandık, güneşin altında birlikte kızardık. Bazen iftarımızı birlikte açtık, aynı kıbleye yöneldik, semaya ellerimizi birlikte kaldırdık, bahar şenliklerinde müziğin ritmine kendimizi kaptırdık ve tempo tuttuk. Beraberce hüzünlendiğimiz ve ağladığımız zamanlar da oldu güldüğümüz de. Askıda ekmek misali, alamayanlar için askıda çay-tost-su geleneğini onlar başlattılar, göçmenler için-fakirler için kermesler düzenlediler, yardım topladılar, birlikteydik. Öğrenci kulüpleri olarak faaliyetler gerçekleştirdiler, yanlarındaydık. Mezuniyet gecelerinizde onları yalnız bırakmadık. Kütüphanelere birlikte gittik. Biz onları evladımız ve geleceğimiz olarak gördük, onlara kapımızı-soframızı ve en önemlisi de gönlümüzü açtık, açık tutmaya da devam edeceğiz. İlk mezunlarımız olarak onları üniversitemizde akademik kariyer yapmaya bekliyoruz. Biz onlardan hiçbir zaman vaz geçmedik, memnun kaldık. Umarım onlar da bizden memnun kalmışlardır. Akademik kariyer yapmasalar dahi bizi aramalarını, durumları hakkında bilgi vermelerini, bizleri mutlu etmelerini bekleyeceğiz.
         Fakültemize dört çocuğuyla birlikte geleni de, okurken evlenen ve çocuk sahibi olanı da oldu. Dünyanın zevk ve nimetlerine sırt çevirenine de rastladık. Bölümü ve bölüm dersleriyle ilişkisini asgari seviyede tutup sermayesini aşk-meşk yolunda değerlendireni; kâr edeni de oldu, sermayeyi tüketip zarar edeni de. Bir türlü cesaret edip de söyleyemeyenler için dün söyledim: Hazır aileleri yanlarındayken fırsatları iyi değerlendirmelerini ve ailelerin birbirlerini tanımalarına imkân tanımalarını tembih ettim. Akşama birlikte yemeğe çıkmalarını sonrasını da çay ve kahve ile taçlandırmalarını tavsiye ettim.
        Öğrenciliği boyunca titreşimde olup, titreşimde olduğunu unutup sesi hiç duyulmayanı da oldu, kesintisiz güç kaynağı kullanarak hiç kapanmayanı da. Bazıları sesi kısmaya çalıştılar ancak bir türlü beceremediler.
        Bazılarının içindeki yazma aşkını engelleyemedik, duvarlara-sıraların üzerlerine-silgilere-kalemlere-reçete misali küçük kâğıtlara yazılar yazdılar tebessüm ettik, yazma aşkından olsa gerek dedik geçtik. Bu anlamda kendilerinden sonra gelenlere iyi birer örnek olduklarını söylemem lazım. Varlık âlemi güzel bir âlemdir. Bazıları sınava iki telefonla gelip birisini görevliye teslim etti diğeriyle de dışarıdaki arkadaşıyla iletişimini devam ettirdi. İletişim çağı böyle bir şey olsa gerek. Asurlulardan-Hititlerden-Friglerden-Göktürklerden kalma çivi yazısı misali yazılı kâğıtlarını çözebilmek için uğraştık durduk. Bazen cümlenin kaybolan özne ve yüklemini bulabilmek adına kayıp ilanları verdik, bazen hükümsüzdür dedik, anlamakta zorlandığımız kısımları anlamaya çalıştığımız için çoğu zaman hayıflandık. Dereceye girmek isteyenlerin heyecanını keyifle izledik, ancak birbirlerini kırdıklarında biz de üzüldük. Derse geç gelmelerine ve sınıftan erken ayrılmalarına çoğu zaman müsaade ettik. Gerekçeleri envaı çeşitti inandık ya da inanmış gibi yaptık. İkinci öğretim öğrencilerimizin akşam derslerine uykulu bir halde geldiklerine, ancak gece yarısından sonra kıvama gelip o hızla facebook-tweetter-instegramdaki mesailerini hakkıyla yaptıklarına tanık olduk. Özellikle onların saat 14:00 için sabah o saatte uyanamam demeleri karşısında hayrete düştük. O tatlı heyecanlarını, korkularını, planlarını, şikâyetlerini, isteklerini sabırla dinledik ve gereğini yapmaya gayret ettik. İçlerinden birisinin sosyal medyada; “Sevgilim, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi tuvaletlerindeki peçete gibisin. Yerin hazır, ancak sen yoksun” şeklinde edebi ve anlamlı yazısına tebessüm ettik, güldük.
        Dört yıl boyunca öğrenci merkezli bir üniversite olmaya gayret ettik, onların isteklerini ve şikâyetlerini dikkate aldık ve bunları karşılamaya çalıştık. Notlarını yükseltebilmeleri için bütünleme sınavları konuldu, yaz öğretiminden faydalanabilmeleri için gidebilecekleri üniversiteler üzerine kafa yoruldu. Not yönünden sıkıntılı olanlarının imdadına hocalarının eltâf-ı şâhâneleri yetişti ve 5-10 puanın lafı mı olur denildi. Bir taraftan “öğrenme her zaman ve her yerde gerçekleşebilir, ömür boyudur” anlayışıyla hareket edildi, diğer yandan da kalitenin düşmemesi için uğraşıldı. Marka üniversite olmayı hedefledik. Bundan da önemlisi insan taraflarının-insani yönlerinin güçlenmesi, vatanımıza ve milletimize faydalı birer birey olmaları için uğraştık. Onların en iyi şekilde yetişmeleri, tecrübe sahibi olmaları için belki mekân olarak çok başarılı olamadık, ancak Ankara’ da bulunmanın avantajını da en iyi şekilde kullandık. Başta rektör hocamız Metin DOĞAN ve Rektör yardımcımız Musa Kazım ARICAN olmak üzere tüm idari ve akademik kadro birlikte çalıştı ve formasyon eğitimi almaları sağlandı. Bölüm başkanlarımız, hocalarımız, danışmanlarımız ve araştırma görevlilerimiz baş başa vererek derslerinin çakışmasını önlediler. Derslerden geri kalmamaları adına programlar yeniden ve onlar için düzenlendi. Stajlarını aksatmadan yapmaları için azami gayret sarf edildi. Akademik kariyer yapmalarına imkân tanıyacak olan bitirme tezleri ve bitirme çalışmaları titizlikle takip edildi.
        Öğretmenlik mesleği dışında istihdam alanlarını genişletmek için Ankara’da bulunan ve ileride görev alabilecekleri kurum ve kuruluşların yöneticileri ve uzmanlarıyla bir araya gelmeleri sağlandı. Ufuklarının gelişmesi ve genişlemesi, alternatif oluşturabilmeleri, kaliteyi artırmaları ve üniversitemizi en iyi şekilde temsil edebilmeleri için çalışıldı. Ancak yine de her şeyin eksiksiz ve kusursuz yapıldığı söylenemez. 2010 yılında kurulmuş bir üniversite ve 2012 yılında öğrenci almaya başlamış bir fakülte olarak hatalarımız ve eksiklerimizin hoş görüleceğini umuyorum. Niyetimiz hep iyiydi.
       Öğrencilik süresi boyunca nasıl ki aileleri onların yanında durduysa, devletimiz, devlet adına hizmet eden kamudaki yöneticilerimiz, belediye başkanlarımız, özel sektör temsilcilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, iş adamlarımız, Rektörümüz, Rektör Yardımcılarımız, Dekanlığımız, Genel Sekreterliğimiz, Fakülte Sekreterliğimiz, Fakülte İdari Büromuz, Öğrenci İşleri Daire Başkanlığımız, Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığımız, Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığımız, İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığımız, Bilgi İşlem Daire Başkanlığımız, Strateji Geliştirme Daire Başkanlığımız, Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığımız, Personel Daire Başkanlığımız, Basın Halkla İlişkiler ve Tanıtım Müdürlüğümüz, Dış İlişkiler Birimimiz, Döner Sermaye İşletme Müdürlüğümüz, Projeler Ofisimiz, İş Sağlığı ve Güvenliği Koordinatörlüğümüz, Hukuk Müşavirliğimiz, Öğrenci Kulüpleri Koordinatörlüğümüz, Güvenlik elemanlarımız, teknik elemanlarımız, şoförlerimiz, hizmetlilerimiz, kantin görevlilerimiz hep yanımızda ve yanlarındaydı, hepsine teşekkürü borç biliyorum. Üniversitemiz Yönetim Kurulu ve Senato üyelerinin katkılarını da zikretmeden geçemeyeceğim, sağ olsunlar-var olsunlar. Dün bizimle birlikte olmak uğruna değerli zamanlarını feda ederek aramızda bulunan kamuda ve yerelde görev yapan idarecilerimizin hepsine de ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ve en büyük teşekkür tabii ki öğrencilerimizin ailelerine. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için düşüncesiyle hareket ettiler. Uzak diyarlardan çocuklarının mutluluğuna mutluluk katmak ve ortak olmak için geldiler. Onlardaki heyecan ve mutluluk inanın çocuklarınınkinden çok daha fazlaydı. Ağlayanlar, gülenler, dua edenler vardı.
            Mevlana’nın dediği gibi; “Dinle neyden çün hikâyet etmede, ayrılıklardan şikâyet etmede”. Evet, onlardan ayrılmanın vakti ansızın değil ancak, zamansız olarak dün geldi çattı. “Kanatlar açılmadıkça büyüklüğü bilinmez” derler. “Limanlar gemiler için iyi bir sığınaktır, ancak gemiler limanda beklemek için yapılmamıştır” diye söylerler. Onlar şimdi kanat çırpmaya, “Vira Bismillah” deyip yelkenlerini rüzgârla doldurmaya başlayacaklar. Unutmasınlar ki havada kalmak kadar hedefe ulaşmak da yere inebilmek de, denize açılmak kadar limana geri dönebilmek de maharet ister. Omuzlarına yüklenen yükün ağırlığını gittikçe anlayacaklar, yüklerinin altında ezilmemek için arada bir dinlenmeyi de ihmal etmesinler. Uykularına, midelerini-ruhlarını ve zihinlerini sağlıklı beslemeye, arkadaşlarına, niyetlerine, hedeflerine, çalışmalarına, sabırlarına, zamanı dikkatli kullanmaya, adalet anlayışlarına, liyakate, kazandıklarını sarfa ve tasarrufa, mallarının ve ilimlerinin zekâtına dikkat etsinler isterim. Zira bütün bunlar onların karakteri ve kaderi olacaktır. Bunun da ötesinde çocuklarının ve torunlarının karakter ve kaderlerini de belirleyecektir. Memleketimizi arzu ettiğimiz noktaya ulaştırmak için ellerinden geleni yapacaklarına dair inancım tamdır. Onlara güveniyor ve onlardan çok şey bekliyoruz. Anadolu Türk birliğini sağlayan ve cihan devleti olma yönünde yıldırım gibi hareket eden bir hükümdarın adını taşıyan üniversiteden mezun olmanın yükünün ağırlığını biliyorum, ancak onlar bu yükü taşıyacak nitelikteler.
     Onlardan haklarını bizlere helal etmelerini ve belki bir gün öldüğümüzü kazara duyarlarsa “Allah rahmet eylesin” demelerini ve ruhumuza birer Fatiha okumalarını isteyeceğim. Bizler hocaları olarak onlara haklarımızı helal ediyoruz ve ettik. Allah yardımcıları olsun. Yolları ve bahtları açık olsun kıymetli öğrencilerimizin veya yeni haliyle meslektaşlarımızın.
    Biz her şeyi onlar için yaptık ve bu son yazıyı da bütün hocalarımız ve idarecilerimizin duygularına tercüman olmak adına onlar için kaleme aldım. Âcizane, bilmeden unuttuğum, abarttığım, zülfi yâre dokunduğum yerler olduysa rahmetli Neşet ERTAŞ’ ın dediği gibi; “Hata benim, günah benim, suç benim”. Yazımı, Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Memleket İsterim” şiiriyle bitirmek istiyorum.

MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Allah, vatanımız ve memleketimize dirlik düzenlik, milletimize birlik ve beraberlik versin. Dünkü törenimize katılan ve bizimle birlikte olmak uğruna sıcakta terleyen, bunalan, önemli zamanlarını harcayan tüm katılımcılara da saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Allah, daha nice mezuniyet törenleri göstersin bizlere…

Prof. Dr. Ahmet KANKAL
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan V.